11Deneme 

Bir Mustafa Hikayesi

‘’Hayatımın orta yeri’’ dediği on iki yaşında tattı hayatın acısını Mustafa. Umutsuz ve mutsuzdu yaşamı. Her fırsatta küfür savurup, şiddete başvuran bir baba ve çilekeş annesi ile acılar içindeydi. Ne halledebiliyordu yolundaki engelleri, nede yaşamak istiyordu. On iki olmasına rağmen yaşı, o kendini çoktan otuzunda hissediyordu. Oysa içi cıvıl cıvıl, espirili, gülen gözlere sahipti. En sevdiği işti zaten gülmek.

Daha on üç yaşının ortasında vurdu hayat ona hançerini. Bir rüya ile başladı. Başladı ve bitmedi. Biliyordu ki bitmeyecektide. Hayat, adeta zembille indirmişti ona kötülüğü.

Direndide aynı zamanda. Çok şeye göğüs gerdi. On dört oldu yaşı. On beş, on altı, on yedi, on sekiz…

Acılar içinde geçiyordu günleri, ayları, yılları. O hiç belli etmedi ama. Dışarıdan bakanların imrendiği bir hayatı vardı. Peki, dışarıdan bakanlar neyi, ne kadar bilebilirlerdi ki? Bilemezlerdi, bilemediler. Bilmesinlerdi de zaten.

Mustafa acıyla beslenip yirmi sekiz yaşına geldi. Mühendis bile olmuştu. İçi on beşinde, dışı ellisinde iki müstehcen zaman arasında kalmıştı.

Hayal kurmayı ise bırakmadı hiç. Yoksa yaşayamazdı. Gönlünü birine kaptırmış ancak karşılık bulamamıştı.

Şimdi tüm bu yaşanmışlıkları gözünün önünden geçiyordu. Yaşı otuz iki olmuştu. Yatağındaydı. Elleri yavaşça aşağıya düştü. Gözleri yarı kapalıydı. Vücudunda kasılmalar başlamıştı bile. Nefes alış-verişi hızlanmış, hafiften inlemeleri vardı. Tüm vücudunu ateş basmıştı. Mustafa hayal ediyordu bu arada. Biri vardı gözlerinin hayal gördüren odasında. Dokunuyordu Mustafa’ya. Tenine dokunuyordu. Onun hoşuna gitmese de, sevmişti bu dokunmaları. Çektiği acıları bitiren dokunuşlardı bunlar. Yavaş yavaş daha da sevmeye başladı.

Artık doruklardaydı. Vücudu tamamen kasıldı. ‘’Ahhh!’’ diye bir ses… Sonra bir nefes alışı oldu, o nefesi hırıltıyla ve yavaşça geri verdi. Gözleri açık, tavana bakıyordu. Sağ gözünden inci gibi bir yaş süzüldü saçlarının arasına, ilerledi yastığa kadar. Mustafa hareketsiz kalmıştı. Ölü gibi yatıyordu sanki yatağında.

Hareketsiz, sessiz, ruhsuz yatıyordu Mustafa. Ruhsuzdu çünkü o. Nefessizdi… Nefessizdi çünkü, ölüler nefes alamazdı. Ölmüştü Mustafa. Onun için kasıldı bedeni, nefes  almakta zorlandı onun için. Ona dokunanı da tanıyordu artık. Azrail dedikleri melekti O. Nazikçe aldı vücudundan canını Mustafa’nın.

Henüz otuz iki yaşındaydı. Ne bir seveni oldu, nede o kendini sevdi,. Acı çekti hep, yağmuru haset ettirecek kadar ağladı. Kısacık yaşadı, anlamsızca. Ama artık Mustafa öldü. Şimdi toprak var üzerinde. Çürüyor artık. Büyük ihtimalle karnında kurtlar var. Gözünün beyazı aktı, dili çürüdü, burnu düştü.

Ve tek bıraktığının yüreğinde yaşıyordu Mustafa. Sevdiğinin yüreğindeki  cehennemde yanıp yanıp tekrar et giydirilerek bedenine… Yine yanıyordu Mustafa.

Kimdi Mustafa? Nereliydi? Soyadı neydi? ‘’Bilmiyorum’’ demeyin. Ellerinizi havaya kaldırın ve yüzünüzü kapatın tüm avcunuzla. İşte Mustafa o hissettiğiniz kişi. Mustafa o yüzün sahibi. Peki, peki tamam, daha açık…

Mustafa, Mustafa, Mustafa…

Mustafa SENSİN…

Burayıda Beğenebilirsiniz

4 Düşünceler “Bir Mustafa Hikayesi”

  1. Zülküf ÖzçepikZülküf Özçepik

    ellerine sağlık Eziz Dostum.hakatten Mustafayı içimde yaşatan bir yazı olmuş.tebrikler..

    1. Abdullah Tekin

      Çook teşekkür ediyorum Hocam. yorumunuz bnm için çok değerli…

  2. Aşk DurağıAşk Durağı

    ellerinize sağlık mükemmel bir yazı..

    1. Abdullah Tekin

      çok teşekkür ediyorum.. 🙂

Yorum Yap