Deneme 

ÇOK ŞÜKÜR

Ferhunde seslendi ardından:

‘’Gidersen bulamazsın beni. Bulsan da geç olur.‘’

Ayhan umursamadı. Gözlerindeki yaşları göstermemek için o da dönmedi yönünü Ferhunde’ye. İki adım attı ve durdu. Kaldı öylece. İçinden ‘’haydi‘’ diyordu, ‘’haydi, bu senin için de, benim için de son şans. ‘Gidersen’ deme bana -gitme- de.‘’ Arkasından sarılıp ellerini kalbinin üstünde birleştirsin istiyordu. Ama ne var ki gururu kendini yenmesine, gidip Ferhunde’ye sarılmasına engel oluyordu.

Ferhunde öylece bakıyordu, sırtını kendine dönmüş olan Ayhan’a. Tehditkar bir yalvarışla ‘’Bunu yaparsan, ben de, sen de biteriz, çok iyi biliyorsun’’ dedi.  İçindense gizlice haykırıyordu: ‘’Dön yüzünü be aşkım, karışsın yine nefesimiz.’’ Ama o da içinden söyledi bunu. Gurur Ayhan’da vardı da Ferhunde’de yok muydu.?

Öylece kaldılar dondurulmuş film karesi gibi ikiside. Ne yerde, ne gökteydiler. İki inatçı beklediler bir süre. Sessizlik ve hareketsizlik, Ayhan’ın hızlıca gidip kapıyı çarpmasıyla bozuldu. Her şey bitmişti.

Ferhunde’nin gözünden altı yıllık sevda geçti, biten sevdası. Başlamayacak olan sevdası. Yavaşça çöktü dizlerinin üzerine. Bir hıçkırık düğümlendi boğazına. Cılızca bir ‘’Niye?’’ çıktı ağzından. Hayallerinin düşüşü kadar hızlı düşüyordu yaşlar gözünden. Cılız sesleri gürleşti. Bağırma oldu, haykırma oldu:

‘’Niye? Ya hu dön gel Allah aşkına. Ayhan dön gel be aşkım!’’

Yersiz gururunun ardından bu sözlerinin hiçbir işe yaramayacağını bilmesine rağmen defalarca haykırdı. İçi yanıyordu. Ciğerine ciğerine işliyordu ateş. Ölüm mü zordu bu mu? Pişmanlık mı faydalıydı, nefes almak mı? Bilmiyordu Ferhunde.

Fırladı kalktı birden. Yatak odasına koşar adımlarla gidip, ceketini ve çantasını aldı. Özür dileyecekti Ayhan’dan. Gerekirse yalvaracak ve hatta ayaklarına bile kapanacaktı. Giydi ceketini. Anahtarını aramak için zaman kaybettiğine bile katlanamıyor, kendine olan öfkesi bir kat daha artıyordu.

‘’Allah beni kahretsin, Allah benim cezamı versin.’’ O kadar çok beddua okudu ki kendine bir ara ‘’Verdi işte belanı Ferhunde, al Ferhunde, bu bela sana ömür boyu yeter Ferhunde..!’’ diyerek ellerini saçlarının arasına daldırıyordu.

Hah işte oradaydı anahtar. Ayhan’ın ona aldığı kırmızı puf yastığın yanına kaymıştı. Oturdu, bir de o yastığa sarılıp ağladı. İfadesiz bir suratla yine alel-acele kalkıp, kapıya yöneldi. Koştu hatta. ‘’Bekle sevgilim, biz olmaya geliyorum.’’ dedi.

Ferhunde, kapıyı açmasıyla büyük bir şok yaşadı. Dizlerinin bağının çözüldüğünü hissetti. Ayhan kapının eşiğinde, ayaklarının dibinde, oturur vaziyette ve yüzünü kollarının arasına almış, sessiz ama derin hıçkırıklarla ağlıyordu. Gidememişti Ayhan. Ferhunde, Ayhan’ın yanına çöktü. Elleri ona dokunmak ister gibi havada yüzüyordu. Bu mutluluk muydu yoksa hüzün mü bilemedi. İki aşık, birbirinden gidemeyen iki sevdalı dip dibeydiler yeniden. İkisi de doyasıya ağlıyordu.

’Aşkım’’ dedi Ferhunde.  ‘’Özür dilerim aşkım. Özür dilerim.’’ Ayhan hıçkırmaktan konuşamıyordu. Gözleri kan çanağına dönmüş, yüzü ağlamaktan şişmişti. Konuşamıyordu işte. Boğazı düğümlenmişti acıdan.

Hızlı bir hareketle kavradı sevdiğini Ayhan. Öyle sıkı sarıldılar ki birbirlerine… Ayhan gelişigüzel öpüyordu bi’tanesinin yanaklarını. Gözyaşları karıştı birbirine. ‘’Gidemedim sevgilim’’  dedi hıçkırıklar arasından. Gidememişti. Ne gidebilmiş, ne de kalabilmişti. Kapının önüne attığında kendini, o da Ferhunde gibi çöküp kamıştı. Ferhunde’nin acı yakarışlarını duyunca, daha bi kalmıştı olduğu yerde.

Ferhunde hala sevgilisine sarılmış haldeydi. Öyle sımsıkı, öyle aşkla, öyle sevdayla işte.

Yavaşça olduğu yerden kalktı Ayhan ve Ferhunde’yi de kaldırdı. Kapının önünden, içeri geçtiler. Ferhunde hala Ayhan’ın omuzlarında ağlıyordu.

Salondaki koltuğa oturdular. Farkında olmasalar da birbirlerine hala sarılıyorlardı. Açık balkon kapısından içeri giren rüzgar ikisini de serinletmiş, iyi gelmişti. ‘’Seni seviyorum’’ dedi Ayhan Ferhunde’nin gözlerine bakıp. ‘’Unutma e mi? öyle çok seviyorum ki seni, gidemeyecek kadar çok. Sen yoksan ben de yokum değil mi?’’

’Ben de seni” diyebildi Ferhunde. Sesi kilometrelerce ilerden geliyor gibiydi. Ayhan öptü yine sevdiğini. Defalarca öptü. Ani bir hareketle koşup, açık balkon kapısından geçerek kendini boşluğa bıraktı…

Düşme hissinin verdiği ürperme ile uyanıp, yatağın üstüne oturdu Ayhan. Nefes nefese ve ağlıyordu. ‘’Şükürler  olsun!’’ dedi hırıldayarak. Korkunç bir rüya görmüştü. Yanında yatan Ferhunde’ye bakarak rahatladı. Yavaşça eğilip öptü uyandırmadan. Sol tarafındaki beşikte yatan, henüz üç aylık oğluna bakıp huzurla doldurdu yüreğini.

‘’Çok şükür!’’ dedi yeniden. Kalbi çarparken, gözyaşları sicim gibi akarken ve Ferhunde’ye aşıkken. Ve oğluna taparken… ‘’Çok şükür!’’ dedi Ayhan. ÇOK ŞÜKÜR…

Burayıda Beğenebilirsiniz

2 Düşünceler “ÇOK ŞÜKÜR”

  1. Zülküf ÖzçepikZülküf Özçepik

    Ellerine kalemine saglık Abdullah Hocam.bir solukta okudum.sahane bir son.sahane bir isleyiş.👏👏👏

    1. Abdullah Tekin

      çok çok teşekkür ederim Hocam. yorumunuz benim için çok değerli. saolun…

Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.