63b26a11-b1ef-4353-9803-71f2e1182acd_675Hikaye 

ESMER YÜZLÜ BEYAZ ADAM

Küçüğüz Henüz

Anneme göre altı yaşındaymışım. Ama ben biran önce okula gitmek için yedi yaşındayım diyorum. Babam eskici, bazen renkli masal kitapları getiriyor belki de bu yüzden biran önce okula gitmek istiyorum. Belki de ağabey yüzündendir. Ağabey okula gittiğimde bir sürü yeni arkadaşlarımın olacağını söylüyor. Arkadaşları severim. Eski evimizde bir arkadaşım vardı. İsmi Debora. Bazen diğer çocuklar, isminin anlamı yüzünden onunla dalga geçip ağlatıyorlar. O ağlayınca ben de ağlıyorum. Benim ağladığımı gören ağabeyim ise onları sapanla kovalıyor. Ağabeyimi bu yüzden çok seviyorum. Üzülmemem için elinden geleni yapıyor ama elinden gelmeyen şeylerde o da çaresiz kalıyor.

Önceleri sokakta, Debora ile sek sek oynardık. O zamanlar epey küçüktüm, tam hatırlamıyorum ama oynardık işte. O sıralar kardeşim de dünyadaydı. Şimdi cennete gitti.

Annem elbiselerimizi yıkamak için evimizin biraz ötesindeki göle giderdi. Bir gün kardeşim de onu takip etmiş. Suya düşmüş ve cennete gitmiş. Babam ve annem epey ağladı ben de dayanamayıp babama sordum. Baba, dedim cennet kötü bir yer mi, dedim. O da gözyaşlarını elinin tersiyle silip cennetin nasıl bir yer olduğunu anlattı. Ben de kardeşimin gittiği yere gitmek istiyorum, deyince babam kızdı.

Eğer cennete vakitsiz gidersek almazlarmış. Biraz daha büyümem gerekiyormuş. Ben de cennete gidebilmek için biran önce büyümeyi istiyorum. Bu yüzden de olabildiğince sudan uzak durmaya çalışıyorum. Kardeşim gibi düşmek istemiyorum. O cennete gitti ama benim vaktim daha gelmemiş almazlarsa ortada kalırmışım. Arkadaşım Debora’ya da söyledim. O da sudan uzak durmaya başladı. Oyunlarımızı evimizin hemen önünde oynuyoruz. Ama sek sek oynamak için tebeşire ihtiyacımız var. Babam bazen buluyor, bize getiriyor.

Kısa Mutluluklarımız…

Biz de tebeşir bitene kadar oynuyoruz. Ağabeyim okulda istemediğin kadar tebeşir var dedi. Ben de istemediğim kadar olmasın, istediğim kadar olsun deyince güldü. Neden güldü bilmiyorum. Ben küçükken annem ve babam çok gülerdi. Evimize de bir sürü yiyecek alırlardı. O adamlar gelmeye başladıktan sonra almaz oldular. Babam onlar hakkında konuşmamızı istemiyor. Söylediğine göre, kötüler hakkında konuşursak biz de kötü olurmuşuz. Bir keresinde annem ve babamı, o adamlar hakkında konuşurken yakaladım. Bunlar hep beyaz adamın işi diyorlardı. Beyaz adamın kim olduğunu bilmiyorum ama onu gördüğüm yerde bizden ne istediğini soracağım. Ben annem ve babamı gizliden konuştuklarını görünce odaya girdim ve onlara kızdım, bağırdım.

Onlar da bana gülme canavarını yaptılar. Gülme canavarı nedir biliyor musunuz? Hemen söyleyeyim. Gülme canavarı, ellerini kaldırıp parmakları hareket ettirerek gıdıklamaktır. O gün epeyce güldüm. Sanırım daha sonra hiç bu kadar gülmedim. Çünkü babamın beyaz adam dediği insanlar mahallemize gelip sağa sola havai fişek patlatmaya başladılar. Ben onları pencereden gördüm. Hepsinin de yüzleri kapalıydı. Kapalıydı ama birisinin peçesi düştü. İşte orada o adamların beyaz olmadığını anladım. Bunlar esmer adamlardı. Esmer adamlar mahallemizden bir kaç kişiyi götürdükten sonra gittiler. Daha fazla bir şey görmedim.

Anlıyordum…

Annem izlediğimi görünce beni hemen pencereden aldı. Çok geçmeden yine etrafta havai fişek patlamaya başladı. ağabeyim beyaz adamlar geldi, beyaz adamlar geldi deyip duruyordu. O sıra yemek yiyorduk, yemeği bırakıp hızlıca aradaki küçük odaya kaçtık. Sonra kapımızı kırıp içeri girdiler. Bu seferki beyaz adamların üstünde siyah kıyafetler vardı. Ayakkabıları bile simsiyahtı. Bizi küçük odadan bulup çıkardılar. Bu siyah kıyafetli beyaz adamlardan biri annemi kolundan tuttuğu gibi yemek yediğimiz odaya götürdü.

Ne oldu bilmiyorum. Biz oraya gidemedik, diğerleri başımızda bekledi. Beyaz adamlar gittiklerinde annemin üstü başı yırtılmış ve ağlıyordu. Kardeşim cennete gittikten sonra annem ikinci defa ağlıyordu. O gün hiç birimiz yemek yiyemedi. Babam da çok öfkeliydi. Gecenin bir vakti evden çıktı, bir kaç saat sonra da geldi. Babamın geldiği sırada ben uyuyordum. Ağabeyimin dediğine göre babam havai fişek makinesi almış.

Esmer tenli beyaz adamlar ve siyah kıyafetli beyaz adamlar geldiklerinde havai fişeği patlatıp korkutacakmış. O beyaz adamlar her halde babamın havai fişek makinesi aldığını duyup korkmuşlar. Bir kaç hafta gelmediler. Annem sürekli buradan gitmemiz gerektiğini söyleyip duruyordu. Babam ise ona karşı çıkıyor bazende bağırıyordu.

Ailemizin eski neşesine kavuşması için bir kaç kere dua ettim. Dediklerine göre çocukların duası hemencecik kabul olurmuş. Ama bir türlü olmadı. Yetmezmiş gibi yine beyaz adamlar geldi. Bu seferkiler gelmeden önce uçaklarla mahallemize havai fişekler attı. Neden böyle bir şey yaptılar bilmiyorum. Havai fişekler gökyüzünde patlasa daha güzel olmaz mı? Onlar havai fişek attıkça, kerpiç çatımız sallanmaya başladı.

Korkunç Havai Fişekler…

Ben çok korkup anneme sarıldım. Babam ise kapının hemen ağzında durup eline havai fişek makinesini aldı. Patlatıp beyaz adamları korkutacaktı. Bir kaç kere patlattı ama sanırım korkutamadı. Çünkü beyaz adamlar kapımızı kırıp yine içeri girdiler. Ne olduğunu bilmiyorum annem gözlerimi kapattı. Ben zar zor annemin ellerinden kurtulup başımızda dikilen beyaz adama baktım. Bu seferkiler gerçekten beyaz adamdı.

Uzun uzadıya bakamadım. Annem kolumdan tuttuğu gibi beni kucağına aldı. Beyaz adamlar evimizi dağıttılar. Sonra da gittiler. Anneme yine epeyce iş çıkmıştı. Tabi bana da. Ama annem toplamak yerine gözlerimi kapattı ve evimizden çıktık. Ben sadece mahallemizin az bir kısmını gördüm. Deboragil’in evi yıkılmıştı. Ben ağlamaya başlayınca ağabeyim de bana onların çoktan gittiğini söyledi. Nereye gittiklerini sordum.

Karşı kıyıya geçtiler, dedi. Ama merak etmememi de söyledi çünkü babam da Deboragil’le karşı kıyıya geçmişler bizi orada bekliyorlarmış. Normalde babam bizi bırakıp gitmezdi ama neden bizsiz gitti bilmiyorum. Anneme soramıyorum çünkü annem hemen ağlıyor.

Farklı Otobüs…

Vakit kaybetmeden karşı kıyıya geçmek  için otobüse bindik. Annem otobüsün gölün kenarından gideceğini ve bu yüzden de gözlerimi kapatacağını söyledi. Ben de sudan korktuğum için tamam dedim. Bir kaç kere otobüse binmiştim ama bu seferki farklıydı. Otobüs çok fazla sallanıyordu ve su sesleri çok geliyordu. Bir kaç kere dışarıya bakmak istedim ama annem yüzüme kapattığı bezi açmadı. Çok sıkılınca ağabeyim bana bir kaç tane masal anlattı. Bir de söz verdi. Karşı kıyıya vardığımız an ilk işinin tebeşir bulmak olduğunu söyledi. Ben de ona Debora’ya da bulur musun deyince, tamam dedi.

Bu gittiğimiz otobüs çok kötü olmalı ki yağan yağmur otobüsün içine kadar geliyordu. Epeyce ıslandım. Bu otobüsün her halde camları da yoktu ki rüzgar çok kuvvetli geliyordu. Biraz üşüdüm ama annem üzülüp ağlamasın diye söylemedim. Rüzgar hızlanınca otobüs daha çok sallanmaya başladı. Otobüs sallandıkça da daha çok ıslanıyordum. Bir sallandı, ardından bir daha. Sonra deprem gibi bir şey oldu ve annemin başıma örttüğü bez uçup gitti. işte o zaman anladım otobüste olmadığımı. Burası büyük bir göldü, biz de gölün üzerinde tekerleksiz otobüsle gidiyorduk. Herkes endişelenmişti. Kimisi bağırıyor, kimisi dua ediyor, kimisi de annem gibi ağlıyordu. Rüzgar daha hızlı esince gölde yüzen otobüsümüz ters yattı. Bu göl bizim evin uzağındaki göl gibi değildi. Tuzluydu. Soğuktu ve karanlıktı. Üşüyordum. Üşüdüm çok çok üşüdüm sonra üşümemeye başladım. Sadece uykum geliyordu, uykum geliyordu, uykum geliyor…

Murat Ali Ersan

 

 

Burayıda Beğenebilirsiniz

5 Düşünceler “ESMER YÜZLÜ BEYAZ ADAM”

  1. Nazım

    İçimize Oturdu Be Kardeş Naptın Sen…

  2. Abdullah Tekin

    Çocuk olup, yaşayarak ve hissederek okudum. Yüreğinize, kaleminize ve kelimelerinize sağlık. Devamını bekliyor olacağım.

  3. Azad

    Derinden yaraladı bu şiir beni

  4. sinan

    okurken o anı yaşadım sanki oradaki karakter bendim. böyle yazıların devamını bekliyorum

Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.