Hikaye 

Gaia Karanlık Büyü Bölüm 1

Gaia Karanlık Büyü

Yıl 1223, Gaia şehri uzun yıllar sonra süren savaşlardan sonra huzura kavuşmuştu. Şehrin çevresi geniş ormanlık alanlar, orman içerisinde akarsular, şelaleler ve uzun çayırlık alanlarla kaplıdır. Ormanın yeşilliklerinin ardında karanlık bulutların yer aldığı Gaia şehrindekilerin gitmesinin yasak olduğu karanlık büyülerin bulunduğu bir orman vardır. Orada güneş hiç doğmaz ve orman içerisinde çeşitli büyülü yaratıkların olduğu efsanesi kulaktan kulağa dolaşırdı. Oraya gidenlerin hiç dönmediği canavarlar tarafından büyülendiği veya yendiği hikâyeleri çocuklara anlatılır, oradan uzak kalmaları sağlanırdı.

Şehrin bilgesi İanus, daha önce oraları görmüş bu konularda birçok kitap ve iksirler hazırlamış fakat çare çözüm bulamamıştır. Hikâyelerinde hep karanlık ormanın altında bir yerler de Elysion adında saklı bir cennetin yer aldığını kehanetlere göre bir gün büyük dört savaşçının kötülükler ile savaşarak Elysion’a ulaşacaklarını anlatır gezerdi. Ne zaman Eris adı geçse tüyleri ürperir, gözleri dolar konusunu hemen kapatırdı.

Kimdi bu Eris ve neden bu kadar korkuluyordu? Dike hikâye anlatılırken adının geçmesinden rahatsız olduğunu fark ettiği Eris’i yine İanus’a sordu.

-Bilge dede neden Eris adından tüm Gaia korkuyor?

İanus;

-Bu konu için henüz çok gençsin kötü günlerdi kötülüğün kol gezdiği günlerdi Eris’te kötü bir büyücüydü bu kadarını bilsen yeterli Dike.

Diye çıkıştı küçük çocuğa. Dike kafasında hala anlam verememiş neden bu kadar korkuyorlar diye kendi kendine sayıklayarak arkadaşlarının yanına oynamaya gitti. Hız ve çevikliği ile dikkatleri üzerine toplayan Dike, İanus’un yanından neredeyse hiç ayrılmaz sürekli ondan bir şeyler öğrenmeye çalışırdı.  Orman içerisinde arkadaşları, Karya, Dore ve Kaeira ile gezinen Dike orman içerisinde kıpırdanmalar gördü. Yanında en sevdiği bıçağı ve yayı ile hızla koşarak kıpırdanmanın olduğu tarafa arkadaşları ile hareket etti.

Karya Gücüne Kavuşacak Mı?

Yaşları 12 olmasına rağmen oldukça cesur 4 arkadaşlardı. Cesaretleri ve birbirlerini tamamlamaları ile sürekli Gaia’nın tüm halkının dilindelerdi. Ormanda ki sese gittiklerinde yerde mavi bir ateş gördüler.

Bu neydi? İlk defa böyle bir şey görüyorlardı çok yaklaşmadan uzaktan bakarken Karya biranda atıldı ve buda ne böyle diye elini ateşin içerisine uzattı ve bağırmaya başladı. Gözlerinden ateşin mavisi çıkıyordu adeta, saçları biranda bembeyaz olmuş yüzünde birkaç farklı simge oluşmuştu. Dore kamçısı ile Karya’yı bulunduğu yerden hızla kendilerine doğru çektiği an Karya baygın şekilde yere yığıldı.

Karya’yı acilen Gaia’ya götürmeleri gerektiklerinin farkındalardı. Hızla köyün girişine geldiklerinde Dike kendisinin tüm gücüyle İanus’un yanına koştu ve olanları anlattı. İanus elindeki ucunda yeşil taş bulunan asasından tutunarak Karya’nın yanına gitti. Tüm Gaia olanları duymuş toplanıyorlardı. Karya’nın anne babası olanları işittiklerinde koşarak gelmiş ve iyileştirmesi için İanus’a yalvarmaya başlamışlardı. İanus evine taşıdığı Karya için çözüm yolunu biliyordu aslında ama korkuyordu söylemeye…

Sol eli omzuna kadar yanmış parmaklarının uçları adeta sivri birer bıçak olmuştu. Daha önce gördüğü bir şey değildi fakat çözüm yine o mantardan geçiyordu. Karya’nın ailesiyle konuşurken mantarın tedavi edebileceğini Dike konuşmaları gizlice pencereden dinledi.

Karya’nın babası: Nasıl alacağız o mantarı o örümceklerden geçtik diyelim kraliçenin ağından kurtulmak mümkün değil intihar olur bu başka bir yöntem yok mu? Diye yakarıyordu adeta.

Bahsettiklerin yerin neresi olduğunu bilmiyordu ama biraz daha dinlerse öğrenebileceğini düşündü ve bekledi kapıda Dike.

İanus anlatıyordu;
Ne yazık ki o mantardan başkası tedavi edemez, ilk kez böyle bir şey ile karşılaşıyorum ne yapılabileceğini bilmiyorum eli yanık ama kımıldatabiliyor. Gözleri ateş mavisi gibi, saçları biranda nasıl bu kadar değişti ve şuuru tamamen kapalı uyanmıyor. O mantarı o mağaradan alıp gelmeniz gerek başka çaresi yok dedi.

Konuşma arasında geçen mağaranın İanus ile gezerlerken bahsettiği karanlık ormanın girişindeki örümcek mağarası olduğunu artık anlamıştı. İanus orada yetişen özel bir mantarın her şeyi tedavi edebileceğini söylemişti. Sue mantarı diye adlandırdıkları mantarı büyük örümcekler koruyor ve sadece bir kişi şimdiye kadar girdikten sonra sağ çıkabilmiş oradan öyle diyordu İanus.

Ufak Bir Yolculuk…

Dike, Dore ve Kaeira ile durumu konuştu. Üçü beraber o mağaraya gideceklerdi. Başka çareleri yoktu arkadaşları gözlerinin önünde ölüyordu.

Gaia Karanlık Büyü

Dike, bıçaklarını ve yayını, Dore kamçı ve iğnelerini, Kaeira ise en sevdiği destansı kılıcını ve kalkanını yanına aldı. Beraber köyden gece gizlice kaçan üç arkadaş yol boyunca birçok geceleyin ortaya çıkan hayvanla karşılaştılar. Karınlarını doyurmak için geyik avlamayı düşünürlerken çalılıklardan gelen ses ile irkildiler. Hızlı şekilde silahlarına davranan ufaklıklar, oldukça korkmuş gelen şeyin ne olduğunu merakla bekliyorlardı. Çalılıklara doğru yaklaşan Kaeira küçük bir tavşanın yavrularını beslediğini görünce gülümsedi ve korkmayın sadece bir tavşan dedi.

Geceyi korkunun da verdiği heyecan ile yollarına devam etme kararı aldılar. Sabaha karşı karanlık ormanın girişine geldiklerinde orman içerisinden iğrenç kokular geliyordu. Dore;

Ben buraya girmem iğrenç kokuyor ve çok korkunç sizi burada bekleyeceğim dedi.

Kaeira ve Dike içeriye korkar adımlar ile girdiler karanlık ormanın girişindeki örümcek mağarasını görüyorlardı. Fakat etraf örümcekler ile doluydu içeriye nasıl gireceklerini bilmiyorlardı. Hikâyelerde anlatılan örümceklerin uyumasına neden olan ısırgan otu geldi akıllara biranda. Hemen okunun üzerine birkaç parça ısırgan otu takan Dike doğru nişan ile örümceklerin ortasına ısırgan otunu gönderdi. Okun geldiği yöne doğru hızla hareket etmeye çalışan örümcekler oldukları yere yığılınca yavaş yavaş aralarından geçerek mağaraya giriş yaptılar.

İçerisi oldukça karanlık ve nereden bir örümcek çıkacağı belli değildi. Kraliçeye denk gelmeleri halinde zaten büyük bir ihtimalle anlamadan öleceklerdi. Küçük bir ateş ile içeride yönlerini bulmaya çalışırlarken arkalarından hızla geçen bir şey olduğunu fark ettiler. Mağaranın kapısına doğru ilerlediklerinde Kraliçe’nin mağaraya yeni girdiğini görünce içeriye doğru kaçmaya başladılar. Ateşin sönmesi ile birlikte nerede olduklarına dair en ufak fikirleri yoktu ama etrafta yumuşak ve yapışkan bir şeyler vardı. Kaeira ateşi tekrar yaktığında gördükleri karşısında çok korkmuşlardı. Binlerce örümcek yavrusu larva halinde onlara bakıyordu. Yavaş yavaş oradan uzaklaşmaya başladıklarında Kraliçe’nin yavruları beslemek için geldiğini gördüklerinde öldüklerini düşündüler. Yumuşak bir şeyin üzerine fark ettiklerinde yavru olmaması için dua etmeye başlamışlardı ki, aradıkları mantarın yavruları beslemek için kullanılan besin olduğunu anladılar. Yanlarında getirdikleri çantalara mantarları doldurduklarında nasıl çıkacaklarını düşünmeye başlamışlardı.

Hikayeler İşe Yaradı…

Hikâyelerde kraliçenin gün ışığına çıkmadığını askerlerin ona yiyecek getirdiğini aç kaldığında ise yavrularını yediğini anlatırdı hep İanus bu işte bir terslik vardı. Dışarıya çıkmaya çalışırken kraliçenin içeriye girdiğini görmüşlerdi. Karanlık orman sessizliğini bozmuştu ve çok tuhaf şeyler oluyordu. Kraliçenin ayak seslerini duyuyorlardı kendilerine doğru geliyordu. İyice kapının girişine doğru geçmişler ve köşeye oturmuşlardı. Planlarında kraliçe içeriye girince kendileri dışarıya koşacaklardı.

Kraliçe içeriye girdiği gibi Dike ve Kaeira dışarıya doğru koşmaya başladılar. Kraliçe durumu fark edince kovalamaya başladı. Hesap etmedikleri bir şey vardı. Dike oldukça hızlıydı ve çevikti ama Kaeira kılıcı ve kalkanı nedeniyle o kadar hızlı koşamıyordu. Dike kendini dışarıya attı fakat Kaeira hala gelememişti. Asker örümcekler uyanmak üzerelerdi acele etmesi gerekiyordu. Kapıdan çıkacağı sırada Kraliçe Kaeira’yı bacağından ısırdı Kaeira acının verdiği güç ile kraliçeye kalkanı ile sert bir şekilde vurdu ve elinden kurtuldu.

Büyük Süpriz..

Dike’ye tutunarak oradan uzaklaştıktan sonra ormanın çıkışında birkaç hırsız elfe denk geldiler. Elfler Dore’yi kandırıp karanlık ormana çekmeye çalışıyorlardı. Dore’nin yanına geldiklerinde beraber köye dönmek için yola koyuldukları sırada, Dike’nin en sevdiği hançerlerinden birinin yerine olmadığını fark etmesi üzerine karanlık ormana doğru koştu. Elflerin çaldığını biliyordu ve amacı onları yakalayıp hançerini almaktı. Dore ve Kaeira yollarına devam ederken, Dike Elflerin izini bulmuştu fakat ilk kez karanlık ormanda bu kadar uzun süre bulunuyor ve iç kısımlarına giriyordu.

Köye yaklaştıklarında Kaeira’nın ayağı iyice morarmış ve yürüyemez hale gelmişti. Ağzından çıkan yeşil köpüklere anlam verememişti. Kaeira yerde titriyor tüm seslenmelere rağmen tepki vermiyordu. Mantarın her şeye iyi geldiğini hatırladı ve mantardan biraz yedirdi Kaeira’ya.

Bir süre sonra bilinci yerine gelen Kaeira vücudunda tarif edemediği bir güç olduğunu söyledi. Ayağı henüz iyileşmemişti. Topallayarak köye doğru ilerlerken bir taraftan da Dike’nin nerede kaldığını düşünüyorlardı. Dore içinden dualar ediyor, başının çaresine bakacağını bilse de küçük bir çocuğun yasak bölgede olmasının ona zarar vermesinden korkuyordu.

Dike Elflerin izini bulmuş onları izliyordu. Aralarında geçen büyük toplantının ne olduğunu merak etti ve saldırmadan sessizce takip etti. Toplantı alanına geldiklerinde aşağıya doğru inen elfler hançeri bir ağaca saplayıp alay ediyorlardı. Dike hem hançerini almış olacaktı hem de ne olduğunu anlayacaktı. Biraz bekledikten sonra hançeri sapladıkları yerden çıkarttı ve yanına aldı. Yerde yatarak büyük kanton gibi yere baktı. Çok korkunç görünüyordu. Her taraf neredeyse bataklık ve ortada büyük bir şato gibi ev vardı. Evin üzerinde şimşekler çakıyor, Etrafında kargalar durmadan uçuyordu. Birbirinden çirkin yaratık

Gaia Karanlık Büyü

toplantının olacağı alana toplanmış şatonun balkonundan çıkacak kişiyi bekliyorlardı.

Kapıdan siyah kıyafetleri ile korkunç bir kadının çıktığını gördü. Kadın çıktığında ortam tamamen sessizleşti. Kimdi bu kadın? Ve neden burada bir toplantı yapıyordu.

Kadın eliyle selamını verdi ve Ben Yüce Eris denildiği an tüm canavarlar bağırmaya başladı. İanus’un bahsettiği kötü kadın buydu. Az kaldı Gaia’yı yok ettikten sonra tüm dünya önümüzde diz çökecek diye kötü çığlıklar atan Eris, karanlık ormanın yavaş yavaş yakılması emrini verdi. Dinleme sırasında arkasından bir el Dike’yi tuttu ve…

Burayıda Beğenebilirsiniz

5 Düşünceler “Gaia Karanlık Büyü Bölüm 1”

  1. Buse Güllaç

    Bu hikayelerden nefret ediyorum. Yazıyorsunuz sonra devamı yok meraktan ölüyoz burada. Elinize sağlık güzel olmuş ama artık diğer bölümü hemen paylaşın bari

  2. Shamandore

    Harika bir kurgu emeğine sağlık devamını merakla bekliyoruz…

  3. Cansu Tarhan

    Son dönemlerde gördüğüm en sürükleyici kurgu baslangiclarindan biriydi kaleminize sağlık devamını heyecanla bekliyorum.

  4. Kitapgurmesi

    Etnik ve mitolojik öğelerin fantastik bir kurguyla harmanlanması tam aradığım lezzetti.Lakin tatlıdan bi kaşık alıp bırakmış gibi hissetim kendimi devamını bekliyorum.

  5. Dominant

    Başlangıçta bu kadar fazla karakterin tam anlamıyla betimlenemeden anlatilmasindan dolayı ana karakterin akılda kalıcı olmadığını düşünüyorum. Artı hikaye geçişleri çok hızlıydı birazdaha açık anlatim yaparsanız daha iyi olur.

Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.