Aşk Hikayeleri Hikaye 

On İki (2.Bölüm)

Sabahın erken saatlerinde salıncakta sallanarak uyandı adam. Önce mor salıncağa dönüp gülümsemenin altında yatan hüzünle “Günaydın, yokluklarım” dedi. Bir hışımsızlıkla ilk adımı attı ayağa kalkarak. O kadar ağır adımlar sergiliyordu ki toprağın üstünde, ufacık karıncalarla yarışsa on iki adım sonra adam geride kalırdı. Karnı açtı ama bu hissi yaşamamak için elinden geleni yapıyordu. Ne zaman karnı acıksa aklına ufaklık ve ufaklığı taşıyan sevdası düşüncelerinin kapısı sonuna kadar zorlardı. Adeta Dünya’nın yok oluş serüvenini yaşıyor gibiydi. Öyle ki bir ara hafta sonu parkın kalabalığını, bir mahşer kalabalığı zannetmiş ve on iki kere gözlerini kırptıktan sonra gerçeğe yüzünü dönmüştü.

Elini paltosunun iç cebine attı adam, kalbini rahatsız eden bir şey vardı. Ufacık bir cebi aradı ters çevirdi aradı ama bir türlü paltosunu çıkaramadı, çıkarmadı, çıkarmak istemedi. En sonunda bir çift tatil bileti buldu. Oturup ağladı. On iki kez, bulunduğu yerde dizlerinin üstünde yürüyor ardından ise on iki adım atıyordu. Nedir bu on iki? Sadece bir sayı mı?

Birden iri yarı bir adam bıçakla koşmaya başladı adamın bulunduğu tarafa. Ne kendisinin ne de karşıdan koşarak gelenin ne yapacağını kestiremiyordu. Mesafe gittikçe azalmakta, adam ise parktan oldukça uzaklaşmıştı. Park onun için güvenli bir bölgeydi. En azından kuşlar insanların sessizliklerini bastırabiliyordu. Hızlıca kadar verdi. Ve hemen bulunduğu yerden parka doğru hızlıca koşmaya başladı. Her geçtiği ara sokaktan bıçaklı, silahlı insanlar koşuyordu. On iki kişi şu an onu yakalamak için peşindeydi. Kim bilir belki de ufaklığa gidecekti adam.

Parka vardı, nedense bu sefer mor salıncağı boş gördü. Tam o sırada yağan yağmurun etkisi ile kanadı ıslanmış bir ufacık kuşa basmamak için yere attı kendini. Başı, mor salıncağın köşesine çarpmış ve bayılmıştı. Uyandığında peşinden koşan on iki kişiyi yanında gördü. Bilinmez bir sebeple bu adamlar sıra sıra sarıldılar adama. On iki adama bakınca bir de yakından bakınca, salıncağın boş olma sebebini anladı. En irilerinden iki kişi adamı kollarından tutup kaldırdı. Ne olduğunu anlamadan bir su birikmişliğinin içine düşecek şekilde tekmelediler adamı. Sesini çıkaramadı zira çıkaramazdı. Karnına atılan her tekmede sevdiğinin haykırışları geliyordu kulağına.

Nihayet bugünlük yediği dayağın sonu gelmiş ve bayılmıştı yine. Uyandığında ise ağzından akan kanlar ile yeşeren kardeleni gördü. Önce saatine baktı ardından etrafına. İnanılmaz bir durum içerisinde hissetti kendini. Saatine göre mevsim bahardı ancak kar yağmıştı gökten. Hemen salıncağa koştu, mor salıncakta başka bir kadın oturmaktaydı. Bu kadın, ona on iki gün önce salıncaktan sonra ilk defa dokunan olmalıydı. Ağlayarak kadının dizine kapandı kalk oradan dercesine. Peki kimdi bu kadın? Neden mor salıncağa binmişti? Mavi salıncak neden boştu?

Kadın, adamın yediği dayağı görmüştü. Ona acınası bir halde bakıyordu. Birden salıncaktan indi ve sarıldı adama. Kendisini geri iterek korkulu gözlerle baktı adam. Biraz korku biraz endişe ve biraz da mutluluk hakim olmuştu adamın bedenine. Kadın yüzünü çevirdi sol tarafa ve “Bak, onlar buradalar, sevgilin ve doğamamış çocuğunun. Sen yakalanmadan önce ben hep buradaydım onları buradan çıkarmam gerekti affet beni” diyerek ağlamaya başladı. Hızla ayağa kaktı adam ve dilinden tek bir sözcük bile dökülmeden sevdiğine koşmaya başladı. Ancak erimeye başlayan karla birlikte sürekli yere çakılıyordu. Etraftakiler ona bakıp eğleniyordu. Kimsecikler gelip soramazdı zaten ona ne hissettiğini. Sonra sarmaladı boşluğu, kokusunu duydu, öptü alnından sevdiğini. Bunu gören herkes kahkahalar eşliğinde adama bakmaya devam ediyordu. Geriye dönüp baktı adam, kadını göremedi, kadın gitmişti.

Olmayan bir şeyi öpmek nasıl bir duygu bilir misiniz siz?

Ali Karasürmeli

BİR DELİ ŞAİR

Burayıda Beğenebilirsiniz

Yorum Yap

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.